Natural Born Killers vs Thelma and Louise - Sinema


Her iki filmde de ilk göze çarpan durum şiddetin fetişize edilmesi. Thelma and Louise’de ne zaman cinsel istismara uğrasalar şiddete başvursalar da Natural Born Killers’ta “trash” sayılabilecek kadar kan gözümüze sokuluyor. Şiddet meşrulaştırılmasına rağmen anladığımız şekliyle ele alınmıyor. Kendimizi karakterlerin yerine koyduğumuzda onları anlıyor, hatta destekliyoruz. Nitekim Natural Born Killers’da şiddete karşı karakter olarak verilen program yapımcısı, sevdiği insan öldürüldüğünde tam bir ölüm makinesine dönüşüyor ve bundan büyük bir keyif dahi alıyor. Thelma and Louise’de ise bu dönüşüm daha soft haliyle Thelma’da görülüyor. Kocasının domine ettiği normal ‘kafes’ hayatından uzaklaştığı zaman kendini buluyor ve içindeki gerçek kadınla beraber doğal olan şiddeti de bize yansıtıyor. 

Bunca vahşete rağmen her iki filmin karakterleri de bilinçdışı bir şiddet eğilimine sahip değiller. Natural Born Killers’da Malory ve Mickey Knox devamlı ‘doğuştan katil’, ‘deli’ olarak yaftalansalar da etik duygusundan uzak değiller. Filmde de açıkça bahsedildiği gibi öldürdükleri insanları ‘insan’ olarak görmüyorlar. Halbuki ‘insani’ özelliklere sahip olan Kızılderili öldürüldüğünde ikisi de müthiş pişman oluyorlar. Diğer kurbanlarının yaşamlarını önemsemedikleri, Kızılderili öldüğünde ilk kez bir can aldıklarını farketmelerini ise Mallory’nin “You killed life. He fed us.” cümlesinden anlıyoruz. Daha önceki hayatlarında karşılaştıkları insanlar onlara birer mal olarak davrandığı, hiç saygı görmedikleri için bu insana değer veriyor ve pişman oluyorlar. Thelma and Louise ise yalnızca tehlike içinde veya cinsel istismara uğradıklarında şiddete başvurdukları için daha anlaşılırlar. Her iki filmin de göze çarpan eleştirisi aile içi şiddet. Thelma kocasından, Mickey ve Mallory ise anne-babalarından şiddet görüyor. Şiddetin bağlayıcı olduğu bir diğer nokta ise iki kutup olarak verilen Mickey ve kitap yazarı polis memurunun çocuklukları gösterildiğinde aynı çocuk imajını görmemiz. Burada şiddetin her yerde olduğu, önemli olanın seçim yapmak olduğu anlatımı var. Mickey şiddet görerek büyüyüp seri katil olmayı seçerken polis memuru aynı durumdan buna karşı çıkan, durdurmaya çalışan bir aktivist olmayı seçiyor. Bahsetmeden geçemeyeceğim diğer eleştiri ise Natural Born Killers’ın medya eleştirisi. İyi kötü ayırmadan her şeyi popüler hale getiren ve ilgiyi ayakta tutmak için yapamayacağı hiçbir şey olmayan medyanın en ekstrem şekilde eleştirildiği sahne ise hapishaneden kaçmak için yine onu kullanmalarıydı. Canlı yayını gerçek bir silah olarak kullanarak iki azılı seri katilin kaçışına izin veren yetkililerle beraber biz de medyanın gücüne şahit oluyoruz.
Ezgi Nalçacı

Natural Born Killers vs Thelma and Louise - Sinema

Her iki filmde de ilk göze çarpan durum şiddetin fetişize edilmesi. Thelma and Louise’de ne zaman cinsel istismara uğrasalar şiddete başvursalar da Natural Born Killers’ta “trash” sayılabilecek kadar kan gözümüze sokuluyor. Şiddet meşrulaştırılmasına rağmen anladığımız şekliyle ele alınmıyor. Kendimizi karakterlerin yerine koyduğumuzda onları anlıyor, hatta destekliyoruz. Nitekim Natural Born Killers’da şiddete karşı karakter olarak verilen program yapımcısı, sevdiği insan öldürüldüğünde tam bir ölüm makinesine dönüşüyor ve bundan büyük bir keyif dahi alıyor. Thelma and Louise’de ise bu dönüşüm daha soft haliyle Thelma’da görülüyor. Kocasının domine ettiği normal ‘kafes’ hayatından uzaklaştığı zaman kendini buluyor ve içindeki gerçek kadınla beraber doğal olan şiddeti de bize yansıtıyor. 


Bunca vahşete rağmen her iki filmin karakterleri de bilinçdışı bir şiddet eğilimine sahip değiller. Natural Born Killers’da Malory ve Mickey Knox devamlı ‘doğuştan katil’, ‘deli’ olarak yaftalansalar da etik duygusundan uzak değiller. Filmde de açıkça bahsedildiği gibi öldürdükleri insanları ‘insan’ olarak görmüyorlar. Halbuki ‘insani’ özelliklere sahip olan Kızılderili öldürüldüğünde ikisi de müthiş pişman oluyorlar. Diğer kurbanlarının yaşamlarını önemsemedikleri, Kızılderili öldüğünde ilk kez bir can aldıklarını farketmelerini ise Mallory’nin “You killed life. He fed us.” cümlesinden anlıyoruz. Daha önceki hayatlarında karşılaştıkları insanlar onlara birer mal olarak davrandığı, hiç saygı görmedikleri için bu insana değer veriyor ve pişman oluyorlar. Thelma and Louise ise yalnızca tehlike içinde veya cinsel istismara uğradıklarında şiddete başvurdukları için daha anlaşılırlar. 

Her iki filmin de göze çarpan eleştirisi aile içi şiddet. Thelma kocasından, Mickey ve Mallory ise anne-babalarından şiddet görüyor. 

Şiddetin bağlayıcı olduğu bir diğer nokta ise iki kutup olarak verilen Mickey ve kitap yazarı polis memurunun çocuklukları gösterildiğinde aynı çocuk imajını görmemiz. Burada şiddetin her yerde olduğu, önemli olanın 
seçim yapmak olduğu anlatımı var. Mickey şiddet görerek büyüyüp seri katil olmayı seçerken polis memuru aynı durumdan buna karşı çıkan, durdurmaya çalışan bir aktivist olmayı seçiyor. 

Bahsetmeden geçemeyeceğim diğer eleştiri ise Natural Born Killers’ın medya eleştirisi. İyi kötü ayırmadan her şeyi popüler hale getiren ve ilgiyi ayakta tutmak için yapamayacağı hiçbir şey olmayan medyanın en ekstrem şekilde eleştirildiği sahne ise hapishaneden kaçmak için yine onu kullanmalarıydı. Canlı yayını gerçek bir silah olarak kullanarak iki azılı seri katilin kaçışına izin veren yetkililerle beraber biz de medyanın gücüne şahit oluyoruz.

Ezgi Nalçacı

Natural Born Killers vs Thelma and Louise - Sinema


Her iki filmde de ilk göze çarpan durum şiddetin fetişize edilmesi. Thelma and Louise’de ne zaman cinsel istismara uğrasalar şiddete başvursalar da Natural Born Killers’ta “trash” sayılabilecek kadar kan gözümüze sokuluyor. Şiddet meşrulaştırılmasına rağmen anladığımız şekliyle ele alınmıyor. Kendimizi karakterlerin yerine koyduğumuzda onları anlıyor, hatta destekliyoruz. Nitekim Natural Born Killers’da şiddete karşı karakter olarak verilen program yapımcısı, sevdiği insan öldürüldüğünde tam bir ölüm makinesine dönüşüyor ve bundan büyük bir keyif dahi alıyor. Thelma and Louise’de ise bu dönüşüm daha soft haliyle Thelma’da görülüyor. Kocasının domine ettiği normal ‘kafes’ hayatından uzaklaştığı zaman kendini buluyor ve içindeki gerçek kadınla beraber doğal olan şiddeti de bize yansıtıyor. 

Bunca vahşete rağmen her iki filmin karakterleri de bilinçdışı bir şiddet eğilimine sahip değiller. Natural Born Killers’da Malory ve Mickey Knox devamlı ‘doğuştan katil’, ‘deli’ olarak yaftalansalar da etik duygusundan uzak değiller. Filmde de açıkça bahsedildiği gibi öldürdükleri insanları ‘insan’ olarak görmüyorlar. Halbuki ‘insani’ özelliklere sahip olan Kızılderili öldürüldüğünde ikisi de müthiş pişman oluyorlar. Diğer kurbanlarının yaşamlarını önemsemedikleri, Kızılderili öldüğünde ilk kez bir can aldıklarını farketmelerini ise Mallory’nin “You killed life. He fed us.” cümlesinden anlıyoruz. Daha önceki hayatlarında karşılaştıkları insanlar onlara birer mal olarak davrandığı, hiç saygı görmedikleri için bu insana değer veriyor ve pişman oluyorlar. Thelma and Louise ise yalnızca tehlike içinde veya cinsel istismara uğradıklarında şiddete başvurdukları için daha anlaşılırlar. Her iki filmin de göze çarpan eleştirisi aile içi şiddet. Thelma kocasından, Mickey ve Mallory ise anne-babalarından şiddet görüyor. Şiddetin bağlayıcı olduğu bir diğer nokta ise iki kutup olarak verilen Mickey ve kitap yazarı polis memurunun çocuklukları gösterildiğinde aynı çocuk imajını görmemiz. Burada şiddetin her yerde olduğu, önemli olanın seçim yapmak olduğu anlatımı var. Mickey şiddet görerek büyüyüp seri katil olmayı seçerken polis memuru aynı durumdan buna karşı çıkan, durdurmaya çalışan bir aktivist olmayı seçiyor. Bahsetmeden geçemeyeceğim diğer eleştiri ise Natural Born Killers’ın medya eleştirisi. İyi kötü ayırmadan her şeyi popüler hale getiren ve ilgiyi ayakta tutmak için yapamayacağı hiçbir şey olmayan medyanın en ekstrem şekilde eleştirildiği sahne ise hapishaneden kaçmak için yine onu kullanmalarıydı. Canlı yayını gerçek bir silah olarak kullanarak iki azılı seri katilin kaçışına izin veren yetkililerle beraber biz de medyanın gücüne şahit oluyoruz.
Ezgi Nalçacı

Natural Born Killers vs Thelma and Louise - Sinema

Her iki filmde de ilk göze çarpan durum şiddetin fetişize edilmesi. Thelma and Louise’de ne zaman cinsel istismara uğrasalar şiddete başvursalar da Natural Born Killers’ta “trash” sayılabilecek kadar kan gözümüze sokuluyor. Şiddet meşrulaştırılmasına rağmen anladığımız şekliyle ele alınmıyor. Kendimizi karakterlerin yerine koyduğumuzda onları anlıyor, hatta destekliyoruz. Nitekim Natural Born Killers’da şiddete karşı karakter olarak verilen program yapımcısı, sevdiği insan öldürüldüğünde tam bir ölüm makinesine dönüşüyor ve bundan büyük bir keyif dahi alıyor. Thelma and Louise’de ise bu dönüşüm daha soft haliyle Thelma’da görülüyor. Kocasının domine ettiği normal ‘kafes’ hayatından uzaklaştığı zaman kendini buluyor ve içindeki gerçek kadınla beraber doğal olan şiddeti de bize yansıtıyor. 


Bunca vahşete rağmen her iki filmin karakterleri de bilinçdışı bir şiddet eğilimine sahip değiller. Natural Born Killers’da Malory ve Mickey Knox devamlı ‘doğuştan katil’, ‘deli’ olarak yaftalansalar da etik duygusundan uzak değiller. Filmde de açıkça bahsedildiği gibi öldürdükleri insanları ‘insan’ olarak görmüyorlar. Halbuki ‘insani’ özelliklere sahip olan Kızılderili öldürüldüğünde ikisi de müthiş pişman oluyorlar. Diğer kurbanlarının yaşamlarını önemsemedikleri, Kızılderili öldüğünde ilk kez bir can aldıklarını farketmelerini ise Mallory’nin “You killed life. He fed us.” cümlesinden anlıyoruz. Daha önceki hayatlarında karşılaştıkları insanlar onlara birer mal olarak davrandığı, hiç saygı görmedikleri için bu insana değer veriyor ve pişman oluyorlar. Thelma and Louise ise yalnızca tehlike içinde veya cinsel istismara uğradıklarında şiddete başvurdukları için daha anlaşılırlar. 

Her iki filmin de göze çarpan eleştirisi aile içi şiddet. Thelma kocasından, Mickey ve Mallory ise anne-babalarından şiddet görüyor. 

Şiddetin bağlayıcı olduğu bir diğer nokta ise iki kutup olarak verilen Mickey ve kitap yazarı polis memurunun çocuklukları gösterildiğinde aynı çocuk imajını görmemiz. Burada şiddetin her yerde olduğu, önemli olanın 
seçim yapmak olduğu anlatımı var. Mickey şiddet görerek büyüyüp seri katil olmayı seçerken polis memuru aynı durumdan buna karşı çıkan, durdurmaya çalışan bir aktivist olmayı seçiyor. 

Bahsetmeden geçemeyeceğim diğer eleştiri ise Natural Born Killers’ın medya eleştirisi. İyi kötü ayırmadan her şeyi popüler hale getiren ve ilgiyi ayakta tutmak için yapamayacağı hiçbir şey olmayan medyanın en ekstrem şekilde eleştirildiği sahne ise hapishaneden kaçmak için yine onu kullanmalarıydı. Canlı yayını gerçek bir silah olarak kullanarak iki azılı seri katilin kaçışına izin veren yetkililerle beraber biz de medyanın gücüne şahit oluyoruz.

Ezgi Nalçacı

Posted 1 year ago

About:

Gençler tarafından gençler için hazırlanan YES! Blog en yeni, en ilginç, en popüler ve en genç haberleri sizlerle buluşturuyor. "YES! Campus üyeleri ne yapar, nereye gider, neleri beğenir, neleri tavsiye eder?" hepsini bu blogta bulacaksınız. Projeler, festivaller, etkinlikler, konserler, moda, sinema, müzik, son trendler... kısacası gençler hakkında her şey burada!

Following: